15 Ekim 2011 Cumartesi

PEÇETEDEN NOTLAR

2006 kışı. Yer Taksim Starbucks'lardan herhangi biri. Gergin oldukları her halinden belli olan bir çiftin aralarındaki küçük yuvarlak sehpa sanki bir ringe dönüşmüş. Kız geldiğinde, erkek zaten yaım saattir oradaydı.

K - Herşeyin geyik yani, hiç konuşulmuyor ki..
E - Sen öyle diyorsan..
K - Neden gelmeyeceğim diye geyik yaptın? Cumartesi gelemeyeceksin diye pazar iftar düzenlediler.
E - ....... (Biraz üzgün)
K - Bir şey olmaz. Bir süre sonra normale döner.
E - Eee anlat, dün ne oldu, gelmedi mi?
K - Yok gelmedi. Annesine sordum; Tuğçe nerede dedim... (ağız burun büker)
E - Haftaya bir yere gidilmiyor yani?
K - Şimdilik gidilmiyor. Dur bakalım.
E - İğrenç hayaller kuruyordum. İyi oldu.
K - Neden?
E - Boşver, o kadar konuştum. Geyikmiş bunlar yani! Ben bunu anlamıyorum.
K - Tavrına sinir oluyorum. İyice düşün, yapma işte!
E - Allah allaaaah! Ben çalışıyorum, okuyorum, yoruluyorum. İki laf edince geyik oluyor.
K - İşte ben bu tavrına sinir oluyorum. Bittin sen bu hafta. Benim bir sürü ödevim var. Artık msn'e de takılmıyorum. Nefret ediyorum.
E - İnanamıyorum sana ya! Yuh!

(uzun bir sessizlik)

E - Kahveni iç bakalım.
K - Senin derdin beni sinir etmek. Üstelik msn'de de kimlerle konuştuğunu biliyorum.

(O sırada bir starbucks elemanı gelir. Yeni ürün bir kahveyi ikram eder. Tadına baktıktan sonra görüşlerini yazabilecekleri küçük bir kağıt bırakır masaya. Kibarca yanlarından ayrılır. Kız denediği kahveyi sanki bir şarap eksperiymişçesine ağzında çalkalar. Çantasından bir kalem çıkarıp kağıda bir şeyler karalar. Bu sırada erkek fenalık geçirmektedir. Zaten herhangi bir şey içmemektedir. Önündeki migros poşeti ve cep telefonuyla oynar. Derken eleman benim tepeme dikilir. "Hayır teşekkür ederim." Masadaki sohbet bittiğinde ya da masadan biri kalkıp tuvalete vs gittiğinde, masada kalanın hemen cep telefonuna sarılıp, rastgele tuşlara basması, sanıyorum sadece Türklere ait bir özellik. )

K - En zor saatler beşten sonra.
E - .... (adam burada iyice mıymıylaşıyor. Ne dediği zaten zor anlaşılırken bir de bir de soğuk algınlığı peydah oldu. Devamlı burnunu elindeki peçeteyle temizliyor.)
K - Telefonda azarlar gibi konuşuyorsun. Msn'de de öylesin. Ne yapayım, çıktım gittim ben de.
E - yahu ne yapayım, herkesin işi gücü bende. Kafayı yiyorum.
K - Bilmiyorum ama böyle gitmez.
E - Ya öff! (alnını kaşır, gülmeye başlar)
K - (hafif kızarmış) Gül bakalım, komik değil mi..
E - Tatlım bence üst kattakiler bizi duymamıştır. Ha gayret, sesini onlara da duyur. Biraz daha bağır.
K - Bağırırım. Ay anlamıyorum seni ya! Sen artık hayatını neden düzenlemiyorsun?
E - Şimdi benim hayatım sana dert mi oldu?
K - Vallahi dert!
E - ....(güler)
K - Yani öyle tuhaf ki..senin hayatında başka biri de olamaz. (sinirli sinirli güler) İşin senin hayatın olmuş ya! Hem sen söyle bakalım ne yapıyorsun bu kadar internette?
E - Okul araştırıyorum...yurtdışında...ucuz...
K - Aaaa yurtdışına mı gidiyorsun?
E - Gidemem mi?
K - Git canım,aaa eksik kalma. Hayırlı olsun.
E - Ya bakıyorum diyorum, bu akşam gidiyorum demiyorum!
K - (bir süre sessiz kalır)....Ben de senin gibi olacağım.
E - Nasıl?
K - Kendimi bir şeye adayacağım, onunla yatıp onunla kalkacağım.
E - Sen bilirsin. (güler)
K - Geçen gün anneni gördüm, beni tanımadı. Baban tanıdı, annen tanımadı.
E - Bozuldun mu?
K - Tabi bozuldum. Beni gördü..bak böyle yaptı..(kendince annenin taklidini yapar)
E - Ama yok artık...öeh sana!
K - Aşkım annen aynen böyle yaptı. Tanımadı beni ya!
E - Görmemiştir o seni.
K - Görmemiştir diyor ya! Konuşma, konuştukça batıyorsun. Bir daha karşılaşınca soracağım hesabını. (güler)
E - Bir daha görürsen sorarsın.
K - Ne?
E - Yok bir şey. Hadi kalkalım.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder